NERDEN BULDUN?

Türkiye’de, yasaların işle(til)diği bir dönemde, yasadışı gelirlerin gösterilip yasal açıdan gerekenin yapılması için yasa çıkarılması düşünüldüğünü okumuştum.

Sonra ne olduğunu bilmiyorum. Kişisel uğraşlar kimi düşünceleri bellekten çıkarıyor. Yaşın ilerlemesi de bunda yardımcı oluyor, şimdi  80 (seksen) yaşını aşmış olmam gibi.

Öyle de olsa, kimi sorular sorulup, araştırmalar yapılıp, yasal açıdan gereken yapılabilir. Örneğin, oldukça iyi tanıdığımı söyleyebileceğim Tyana/Kemerhisar bölgesinde, kimi kişilere şu sorular sorulup yasal karşılık vermesi, verdikleri, verecekleri, olası karşılıklar, doğru olmadığında, gerçeği yansıtmadığında, gereken yasal işlemler yapılabilir, yapılabilmeli:

-1)        Sen altındaki milyonluk arabayı hangi gelir kaynağıyla satın aldın? Belgele!

-2)        Sen bir milyon dolara satmaya çalıştığın “mumya”yı hangi yollarla elde ettin?

-3)        Birkaç yıl önce, Bor’a gidip “Sanayi”deki arabamızı almak için beklerken, birisi, beni, korkunç  değerli arabasına aldığında şöyle demişti:

            -Şimdi, uydularla, nerde define olduğu görülebiliyor….

Demek ki, bu kişinin, pek çok, yasal olup olmadığını bilmediğim, yerlerle bağlantısı vardı bu sözleri söyleyebilmesi için!

Girişimleri, elindeki olanaklar, bunu doğrular gözüküyordu.

-4)        Geçen yıl (2025), Ağustos ayında olmalıydı.  Çok eskiden beri tanıdığım birisi, benimle görüşüp konuşmak için evime geldiğinde, doğru olup olmadığını bilemiyeceğim, şunu söylemişti:

            -“Salmanlı Tepesi’ni birilerinin satın aldığı” konusunda bir duyum aldım. Doğru mu acaba?

Benim bilgilerime dayanarak, bu duyumun, Salmanlı ile Havuzlu’yu (Baraon’u) yeraltından da birleştirdiği düşünülebilecek, Göreme ve  çevresindekilere benzer, olası, bir yeraltı kentinde, definecileri umutlandıran bir şeyler var demektir.

-5)        Tyana Höyük Kazı Başkanı, sağlık nedeniyle, 2013 yılında, gelemeyip kazı çalışmalarını yürütemediğinde, kazıların en önemli noktası “Kemerkapı”da, kuzeydeki birkaç katlı evin içinde, define araştırmaları yapılmış, Kemerhisar’dan en azından 35-40 kişinin işbirliğiyle, yeraltına doğru 17 (onyedi), doğuya-batıya doğru (yanılmıyorsam) 30ar metre giden çukurlar kazılmış, resmen görevli kazı bekçisi, daha önceki yazılarımda da açıkladığım gibi, gelip uyardığında, onun da katılması istenmiş, bekçi, görevi nedeniyle, yüz metre bile ötede olan Jandarmayı harekete geçirememiş, bağlı olduğu Niğde Müzesi’ne başvurmuş, orda o sırada bulunan görevlinin de  sıkı tutumu nedeniyle, Kemerhisar Jandarması gelerek ordaki kişileri tutuklamış.

Bunların arasında “Fransuva Baloğu” adlı, annesi yabancı olabilecek biri de varmış.

Bor Mahkemesi bunları adam başına 1054 lira cezaya çarptırıp … salıvermiş, bırakmış.

O sıralarda Niğde Müzesi’ne bakan, şimdi emekli, birine telefonla o çukuru ne yaptıklarını sorduğumda şöyle demişti:-Beton kapakla kapattık. Ben gidip gör(e)medim, göremezdim de, söylediiğinin doğru olup olmadığını!

Kemerkapı’daki evin sahibi hep şunu söyleyerek, herkese gözdağı vermeye çalışmış:

-Bizim yukarılarda çok güçlü koruyucularımız var. Kimse bize bir şey yapamaz! Tanıdığım, resmi görevli olan birine de aynı gözdağını vermeye çalışmış.

Bütün bu olayları kazı bekçisi gelip bana anlattı.

Ayrıca, anlattıkları arasında,  şu da vardı:-“Ertesi yıl kazıcılar geldiğinde, kazı başkanının bana karşı çok kötü davranmasının nedenini anlayamadım!”

Sonradan öğrendiğime göre, kazı bekçisi de bu olay ve olaylarla ilgili kişiler konusunda kesinlikle konuşamıyormuş, korkudan, korkuttuklarından!

Son Niğde Valisi ile de yazışmalarımız oldu. Definecilik konusunda yaptıklarımı belgeleyerek anlattım. Teşekkür etti. Bu konuda elinden geleni yaptığını, yapmakta olduğunu, yapacağını belirtti.

Bu yazımı okuyacak, kişiler, özellikle Kemerhisar/Tyana’lılar, sizler ne diyorsunuz, sizlerin düşünceleriniz nedir?

Bu yazımı görüşlerinizi de bildirerek paylaşırsanız, sevinirim, mutlu olurum!

Venedik/İtalya. 07.04.2026

Standart

Kaçıncı Havva’nın Çocuklarıyız ?

Gene, az önce adı verilen kitapta yazıldığına göre bizim kutsal kitaplardan adını öğrendiğimiz Havva anamız birinci Havva değil üçüncüsüymüş. Dinleyin bu iş nasıl olmuş!
Tanrı Adem babamızı yaratmış. Bahçesine koymuş ama Adem’in yalnızlıktan canı sıkılmış.

-Baba bana bir yoldaş yarat, demiş.
Tanrı da Havva’yı yaratıp göndermiş. İkisi birlikte gezerlermiş. Bir gün nasıl olduysa Adem Havva’yı altına almış sevişmek için.

Havva da:
-Olmaz böyle, demiş. Niye sen üste çıkacaksın da ben altta kalacağım. İkimiz de eşitiz. Çamurdan yapıldık. Bu işi yan yana yapmamız gerek. Değilse uğraşma boşuna.


Adem de ne de olsa erkek kabadayılığı olduğu için onu dinlememiş ve zorla ırzına geçmeye çalışmış. Havva da Tanrı’nın sihirli bir adını söyleyince yok olup gitmiş.


Adem de dolayısıyla hava almış. Bakmış ki yalnızlık kötü. O da anlamış “Bekarlık sultanlıktır” sözünün pek doğru olmadığını :
-Babaa, demiş, bana bir Havva daha yapsana!


Tanrı da Adem’e bir Havva daha yapmaya başlamış. O Havva’yı hazırlarken Adem bir çalının ardından bakıyormuş. Havva bitip hazır olunca midesi bulanmış tiksinmiş.
-Ben bunu da istemem, demiş.


Tanrı anlamış gene bu işin de yolunda gitmediğini Adem’in göreceğini düşünmediği için. Ve koyulmuş üçüncü Havva’yı yapmaya. Ama bu kez Adem’in görmediği bir yerde Havva’yı hazırlamış. Adem’e vermiş. O da kabul etmiş. İşte bizim Havva anamız buymuş.


Artık nereye kadar doğru bilemem. “Ben elin yalancısıyım” sözü gibi ben de başkalarının yalancısıyım. Yalnız gördüğüm kadarıyla gene Havva anamız ağlıyor gibime geliyor. Eşitlik pek var denemez. Hep Adem’in borusu ötüyor ya da öttürülmesine çalışılıyor, şimdiki düzende de…

Standart