Hammurabi’nin Yasaları

(Bilgi aktardığım kaynak: Costantino Andrea De Luca, İtalyanca: yılın 365 günü için, kısa kısa, birer ilginç olay, Roma, 2019, sayfa: 42-43)

M.Ö. 1752’ye doğru Hammurabi dikilitaşına 282 yasa yazdırmış. Bu yasalar çok çeşitli konuları kapsıyormuş.   

Bu konular, “kadınlara şiddet/kötü davranma, alışveriş (alım satım) hilelerinden (oyunlarından) tutun da, boşanmadan mirasa, evlilikte karı kocanın birbirini aldatmasından yapı alanındaki sorumluluklara dek varıyormuş.

Ancak Hammurabi, yargıçlar görevlerini yerine getirmedikçe bir şeye yaramayacağının bilincindeymiş.

O dönemde de adalet (yargı) “dokunulmaz” sayılan güvenilmez bir papazlar sınıfının elindeymiş.

Hammurabi bunların yerine devlete bağlı olarak görevlerini yapan yargıçlar getirmiş.

Bunların da yasaların gerektirdiği gibi davranmaları için aşağıdaki buyruğu “dikilitaş”a yazdırmış:

“Bir olayı inceleyip karar veren bir yargıç bu kararını yazılı olarak bildirecek. Kararında kendisinden kaynaklanan bir yanlış varsa, yargıç saptadığı para cezasının on iki katını ödeyecek.

Yargıçlıktan atıldığı kamuya duyurulacak. Bir daha da yargıçlık yapamayacak.”

Onun bu gibi yasaları Babil krallığına en parlak dönemini yaşatmıştır.

İnternette Hammurabi ve yaptıklarıyla, dolayısıyla yasalarıyla ilgili, dilimizde de, çok bilgi var.

Ancak bunlar arasında benim aktardığım ayrıntıyı göremedim.

Biz ortaokul ve lisede okurken de Hammurabi ve yasalarından söz ederlerdi etmeye de hiçbir zaman neler olduklarını, hangi konuları ilgilendirdiklerini söylemezlerdi.

Yukarda aktardığım buyruğu şimdi hangi uygar ülkenin yasalarında var acaba?

Standart

Aydın Bozuntuları Ya Da Aydın Geçinenler

Kendi ulusunun dilini küçümseyen, kendi dilini değil başka dilleri seven, üstün tutan, öne alan(lar)a, “gerçek aydın” değil, dense dense, ancak, “aydın geçinen”  ya da “aydın bozuntusu” denebilir.

Türk’ün değeri, İstanbul’u alması değil, Türklüğünün değerini bilmesidir, dilinin değerini bilmesidir. Onu bilmezse kendi de yıkılıp gider.

Osmanlı döneminde, bütün devlet yetkililerinin karşı oldukları dönemde bile, Türk toplumunun dili yenik düşmemiş, Türk ulusunun yardımıyla kendi yolunda ilerlemiştir, sözüm ona, aydınların/aydın geçinenlerin ilgisizliğine karşın.

Kendi dilini seven Arap’a, Acem’e, başkalarına saygım var. Ancak, kendi anadili Türkçe’yi değil, Arapçayı, Farsça’yı seven, tutan, savunan, kullananlara, Türkçe’yi küçümseyen, sözde Türk’e, kesinlikle değil!

Aydın geçinenlerin ya da aydın bozuntularının sorumlulukları:

-Her şeyden önce, “okumuş”, “aydın” kişiler çünkü ilkin onlar karşılaşıyor yakındığımız dillerin sözcükleriyle.

-Toplum değil.

-Türkçe’ye yığınla arapça, farsça, fransızca …. sözcük onların ağzıyla girmiştir.

-Belki toplum da bir şeyler almıştır  ancak aydınlarınkiyle karşılaştırılamaz bile.

Aydın geçinenlerin ikiyüzlülüğü.

Bir de, Türkçeyi kullananlardaki ikiyüzlülükten sözetmek gerek.

Daha doğrusu, sözde aydınların, dilcilerin ikiyüzlülüğünden.

Bu gibi kişiler, yazılarında, bilimsel yazılarında, pırıl pırıl, kimisinin “aşırı” diyebileceği, “aşırı” olarak tanımlayabileceği, bir (öz) Türkçe kullanırken, aynı titizliği, aynı özeni, kendi yaşamlarında, günlük yaşantılarında göstermiyorlar.

Türkçe’ye karşı olanların yaptıkları gibi, yabancı sözcükleri, eski ağır dili kullanmayı sürdürüyorlar.

Böylelerinin kaçına denk geldik, kaçını gördük, kaçıyla konuştuk.

Yazılarında “dilbilgisi” sözcüğü eksik olmazken, konuşmalarında, sürekli, “gramer”i kullanıyorlar. Yazılarında hep “sözlük” geçerken, konuşmalarında, “lügat” ağızlarından düşmüyor.

Demek ki bu işte bir de “gerçek içtenlik” gerek. Bu dil arılığına içten, yürekten, gönülden inanmış olmak, onu seve seve yapmak, kendi yaşamında da uygulamak gerek.

Değilse Osmanlıca’cıların yaptığı gibi olacak. Yazı dili başka, konuşma dili başka.

Belki de onların yaptığının tersi olacak.

Gösteriş, yabancı sözcük gösterişi, yücelme, yükselme duygusu.

Bütün bu “aşağılıktan kurtulma gösterileri”ne gerek yok gerçekte.

Kişi yabancı dil(i) biliyorsa onu yabancılarla kullanmalı, Türkçe’nin içine o ya da başka dillerden alarak soktuğu dört kuruşluk sözcüklerle değil.

O dili bilmeyen için, belki, anlaşılmazsa, ilginç gelebilir, belki onları kullananın çok bilmiş olacağını sanabilir. Ancak, anlaşılmayacağı için, hiç de sevimli düşmeyeceğini söylemeden edemeyeceğiz.

Türkçe’nin sözcük açısından varsıllığı.

Bildiğimize göre, Türkçe, en varsıl denilen, sayılan dillerden bile aşağı değildir, sözcük açısından…

Bu neden doğuyor?

  • Sözü edilen okumuşun, aydının, Türkçe konusunda yetersiz bilgisi olmasından.
  • Türkçeyi korumak gerektiğini bilmemesinden.
  • Duyduğu yabancı sözcükleri kullandığında aydınlığının, okumuşluğunun, bilgisinin daha da artmış olmayacağını bilmemesinden.
  • Gösteriş duygusuyla davranmış olmasından.
  • Dışalımcı (ithalatçı) kafasıyla davranmaktan.
  • Aldıkları sözcüklerin karşılıklarının Türkçe’de de olabileceğini bilmediklerinden.
  • Yabancı dilde duydukları sözcüklerin de, çoğu kez türetilmiş, (bir anlamda), uydurulmuş olduklarını bilmemesinden.
  • Aydın geçinenlerin ikiyüzlülüğünden.
  • Yoksul olanın Türkçe değil, aydın, bilim adamı olarak geçinip kendi anadili Türkçeyi bilmemesinden.
Standart

Kaplumbağa


  Ağır ağır
  Yaşayacaksın
  Bu dünyada.
  Ağır olacak
  Sevişmen bile.
  Yorulmayacak gönlün.

  Evin sırtında.
  Ayakların yeryüzü.
  Uzayacak yolların.
  Çiğneyip geçeceksin.
  Umursamadan.

  Görmeyecek kimseler
  Kışın
  Uyuduğunu bile.
  
  Bulacaksın
  Yüzyıllar sonra
  Yitirdin sandığın dostun…

  Aldırma
  Anlamazlarsa seni!
  Ne çıkar
  İnsan olmamışsan
  Bir kaplumbağaysan
  İnsan kılıklı
  Şu yaratıklar arasında?

(Ahmet Haşim’den esinlenerek)

Standart

NE DERSİN?

Aşk mı dedin
Sevgilim?
Kes ondan da
Bir dilim.
Yarısı senin.
Yarısı benim.
Koy üstüne
Peynir ekmek!
Aç kaldıkça yiyelim!

SEVGİLİDEN?

Bırak beni de cebine gireyim!

Kâğıt paraları bir bir seçeyim.

Çok para yoksa ne diyeyim?

Parasız herifi ben ne diye seveyim?

GİDERAYAK

Venedik göğü gibi gürleyip durma!

Korkutmaya çalışma boşuna beni!

Neysem neyim. Neysen nesin.

Anladık artık.

Ne söyleyeceksen söyle de

Bekletme beni!

İşim var işim. Hem de ne çok!

Üstelik geldi bi de çişim!

Standart