Muharrem Ergin’in Arap abecesi konusunda, yaklaşık, 66 yıl önce yazdıkları. (*)

Yaşımın sekseni birkaç yıldır geçtiği bu günlerde, bende bulunan yapıtları düzenlerken, elime, o sıralarda İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan, sayın Muharrem Ergin’in “Osmanlıca Dersleri” başlıklı, 1958’de yayımladığı yapıtı, yeniden karşıma çıktı.

O zaman üstünde durup durmadığımı bilmediğim, “önsöz”ündeki “Eski Yazı” bölümünü yeniden, titizlikle gözden geçirdim.

Onun burdaki düşüncelerinin üstünde o yıllarda durdum mu bilmiyorum. Pek sanmıyorum.

Şimdi durunca ne denli sevindim bilemezsiniz. “Geç olsun güç olmasın!” diyen atasözümüzün dediği oldu.

O zamanlar da “Osmanlıca’nın artık, yalnızca, belgesel değeri olabileceğini, bu amaçla, yalnızca üniversite eğitiminde, uzmanlaşacaklara, öğretilmesi kanısında”ydım. Şimdi de aynı görüşteyim.

Gelin birlikte ele alalım onun düşüncelerini.  (**)

                                           Eski  yazı (s.2-4):

Bu yazı Türklerin kullandığı en eski yazı olmadığı gibi, Türkler eskiden bu yazıdan başka yazılar da kullanmışlardır.

Bu yazının en doğru adı “Arap harfli (imli) Türk yazısı”dır.

Türkiye Türkçesinin yeni yazısı bugünkü Latin harfli (imli) yazı, eski yazısı da Arap harfli (imli) yazıdır.

Onun için Türkiye’de genellikle bu iki yazı kısaca “yeni yazı, eski yazı” diye adlandırılır.

Türklerce başlangıçtan bugüne dek geniş ölçüde kullanılan dört abece vardır. Bunlar “Orhun abecesi, Uygur abecesi, Arap abecesi ve Latin harfli (imli) abecedir.”..

Bunlardan başka, Türklerce, “Uygur abecesinin kaynağı olan Sogd abecesi, Mani, Brahmi, Süryani, Yunan ve İslav abeceleri de kullanılmıştır. Fakat bunlar değişik dönemlerde, kısıtlı alanlarda, kısıtlı topluluklarca kullanılan abeceler olup hiçbirisi genel abeceye dönüşememiştir…

Arap harfleri (imleri) Türklerin arasına İslamlıkla birlikte girmiş, onuncu yüzyıldan yirminci yüzyılın başlarına dek bin yıla yakın bir sürece kullanılmıştır…

Türkçenin gerek alan gerek zaman bakımından en çok kullanılmış genel abecesi olan bu abece, en sonunda, 1928’de Latin harflerinin (imlerinin) alınmasıyla tarihe karışmıştır.

Bu abecenin Türkiye dışındaki kimi Türk topluluklarında bugün bir parçalama ve gerilik öğesi olarak şimdi de korunmaya çalışıldığı görülmekte ise de bunun Türk yazı düzeninin gidişi yanında hiçbir değeri yoktur. Arap harfleri (imleri) Türkçe için artık çoktan tarihin malı olmuştur.

                                                            

Türklerce çok uzun süre ve geniş ölçüde kullanılmış olmakla birlikte, Arap harfleri (imleri) Türkçe için hiç de elverişli bir yazı aracı değildi.

Nedenleri:

-1)Eski yazı, Arap harfleri (imleri) sağdan sola doğru yazılır.

-2)Eski yazı daha çok el yazısıdır…

-3)Bu abecede Türkçe için bir yandan gereğinden çok bir ünsüz (sessiz) kalabalığı, öte yandan birkaç ünsüzü (sessizi) bir tek imle karşılamak gibi yetersizlikler vardı.

-4)Ünlü (sesli) imleri ise Türkçe’nin zengin sesli düzenini karşılamaktan çok uzaktı. Türkçe’nin iki veya dört ünlüsü (seslisi) için bir tek harfi olduğu düşünülürse, bu abecenin Türkçe bakımından nasıl yetersiz olduğu kolayca anlaşılır.

-5)Biçim bakımından da Arap harfleri (imleri) iyi bir yazı aracı olmaktan çok uzaktır.

-a)Harflerin (imlerin) başta, ortada ve sonda ayrı ayrı biçimlere girmeleri yüzünden  büyük bir im kalabalığı ile karşılaşılır.

-b)Birçok harflerin (imlerin) biçimleri, gövdeleri aynı olup bunlar yalnızca noktaları ile birbirinden ayrılmaktadır.

-c)Harflerin (imlerin) kimileri sondan bitişmezler. Bu yüzden sözcükler ortalarından bölünür ve yazı içinde biçim bütünlüğü taşımazlar.

-ç)Büyük harf (im), küçük harf (im) gibi, harf (im) biçimleri, dolayısıyla   belirtici öğeleri de yoktur.

-6)Bütün bunlar bir abece için eksiklik sayılırlar. Bu eksikliklerden kimileri bu abecenin gelişmiş bir abece olmadığını gösterecek kadar büyüktür.

-7)Enver Paşa döneminde bir aralık harflerin (imlerin) sözcükte ayrı ayrı yazılmasına girişilmiş ancak bu düzen tutunamamıştır.

-8)Eski yazının yazım geleneği de Türkçe’ye hiçbir zaman uygun olmamıştır. Bu, abece ile ilgili bir eksiklik olmamakla birlikte, Türkçe’ye uygun bir yazımın kurulamamış olması da, ne olursa olsun, Arap harfli (imli) yazının yararına sayılacak bir ayrıntı değildir.

-9)Gerek bu eksik, düzensiz ve gelişigüzel yazım, gerek Arap harflerinin  (imlerinin) uygunsuzluğu ve yetersizliği, Türkçe’yi yüzyıllarca yarısı yazılıp yarısı yazılmayan, yazılan bölümleri de tam anlaşılır olmayan bir dil olarak tutmuştur.

-10)Bu yüzden Türkçe’nin tarihsel gelişme sürecini izlerken büyük güçlüklerle karşılaşmaktayız.

Yukardaki düşüncelerin için çok sağol, sayın Muharrem Ergin!

(*) (Muharrem Ergin. Osmanlıca Dersleri. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 285’ten genişletilmiş ikinci baskı. İstanbul 1962. Osman Yalçın Matbaası. Divanyolu Caddesi Ersoy Han.)

(Bendeki 1962 yılı baskısından, bu yapıtı da bana “Sema Çakın” adlı bir hanım vermiş, ne zaman, nedenle artık bilmiyorum.)

(**) Yazıda kullandığı sözcüklerin kimilerini elden geldiğince Türkçe’leştiriyorum) (**)

Standart

Yorum bırakın