Kemerhisar-Tyana, Adıyaman, Mumyası

Definecilik ve defineciler.

Defineciler eskiden de varmış. İşte Tyanalı Apollon’un, yaklaşık 1900 yıl önce, bu konuda birine söyledikleri:

Senin zenginliklerin, korsanlık veya öldürücü zehirler ya da çok eskiden yaşamış kralların mezarlarındaki altın ve hazineleri yağmalamak gibi, yasadışı işlerden geliyorsa, sen, yalnızca, yargılanmakla kalmamalı, öldürülmelisin de çünkü böyle bir zenginlik, iğrenç olduğu gibi, acımasızdır da!

Şu sırada, yeryüzünde, defineciliğin en çok yapıldığı yerler, arkeolojik açıdan en zengin üç yarımada yani Anadolu (Türkiye), Yunanistan ve İtalya’dır.

Bu üç ülkeden kaçırılan eskinin değerleri zengin ülkelerdeki para babalarının, ağaların özel konaklarına ya da kimi müzelere gitmektedir.

Kaçırılan bu değerlerin kaçırıldıkları ülkelere geri getirilmesi konusunda uluslararası anlaşmalar ve yasalar vardır. Ancak, böyle de olsa, hırsızlık, dolayısıyla, suç sayılan, bu definecilik olayı sürmektedir çünkü kişinin mayasında, öbür pis işlerin yanında, bu gibi iğrenç işle de uğraşmak vardır.

Eski Mısır, mumyalarıyla da ünlüdür. Anadolu’da da, Kapadokya’da da bulunan mumyalar sergilenmektedir.

Ancak basında çıkan fotoğraflara göre, Adıyaman mumyası, bugüne dek bu biçimde korunmuş pek  az mumyadan birisidir kanısındayım.

Dileğim Tyana kenti sınırları içinde bulunan bu mumya, başka yerlerde sergilenip oralara kazanç sağlamasın, bulunduğu yere, eskinin Tyana’sı Kemerhisar’a, kazanç getirecek bir duruma getirilsin.

2002 yılında, defineciler Örenardı’nda.

Ne yazık ki, dışardan gelen defineciler, Kemerhisar içindekilerin iğrenç işbirliğiyle, bir başka kaçak kazıyı gerçekleştirmişlerdir.

Kazı bekçisinin titizlikle izlemesi ve Örenardı yakınında oturan birinin verdiği bilgiler uyarınca oraya definecilerin gelip gündüz bile kazdıkları haber alınmıştı. Kazı başkanı, Jandarma komutanı ve kazı bekçisi ile birlikte gittiğimizde, definecilerin Örenardı’nda aşağı yukarı dört metre derinliğe indikleri, bizim geleceğimizi nereden sezdilerse, kim, hangi soyu bozuk, haber verdiyse, ceketleri ve kısa kürekleri bırakarak apar topar kaçtıkları görülmüştü. Bir şey bulup bulmadıklarını bilmiyoruz. Ancak bu olayda da inanılmaz, pis ilişkilerin, işbirliklerinin olduğunu daha o zaman sezmiştim. Jandarma karakolunun bizlerden alıp tutanağa geçirdiği bilgiler uyarınca, öbürleri ortaya çıkarılmasa da, Örenardı’nın bulunduğu yerin sahibi suçlu görülüp yargılanmış, o zamanın parasıyla 5 milyar (şimdiki parayla yaklaşık 5 bin) lira cezaya çarptırılmıştır.

Adıyaman Mumyası  (Kemerhisar “Adıyaman”ı Mumyası)

İki üç gündür, Niğde İli Bor İlçesindeki kasabamız, bence yeryüzünün en eski bin kentinden birisi, eskinin/geçmişin ünlü Tyana’sı, Kemerhisar, yerinde olarak, herkesi şaşırtacak bir haberle çalkalanıyor:

Kemerhisar’ın güneydoğusundaki, 5-6 km. ötede bulunan Adıyaman, ören yerinde bulunup, definecilerle  satılmaya çalışılırken, müşteri ararken, görevlilerce ele geçirilen “mumya”.

Edindiğimiz bilgilere göre, suç ortaklarıyla birlikte yakalanıp gözaltına alındıktan sonra, basında, yalnızca adının soyadının baş harfleri (H.G.) verilen, gerçekte, bütün Kemerhisar’lının kim olduğunu hemen anladığı kişi, 2018-2019 yıllarında, benim de, yasal olarak gereken taşınmaz mal bağışı yaparak kurulmasını  sağladığım, şu sırada da üyesi olduğum “Tyana Kültür ve Turizm Vakfı”nın başkanlığını yapmış, dolayısıyla eski önemli kalıntılardan anlayan bir kişidir. Vakıfla bir iki yıldır olan yasal bir sorun yüzünden kendisiyle, şu sırada vakıf başkanı olan kişiyle birlikte, geçen yaz Ağustos ayında, Kemerhisar’daki bahçemizde görüştük. Bu görüşmeyle ilgili yazım da var. ./..

Adıyaman. (Bilge Umar’a göre, olası anlamıLuvi dilinde: “Ana Tanrıça Ülkesi Toplumu”.)

Yetkili görevlilerin incelemelerinin alacağı, bence yerinde olması gereken kararları beklerken, 2001 yılında önce “yüzey araştırması“, 2002 yılında “kazı heyeti” olarak gelmesinde önayak olduğum, “Tyana Kazı Heyeti” ile birlikte, heyetin elindeki, çok güçlü teknik araçlarla, izin verilen bütün yörede yaptığı incelemelerin-araştırmaların da yapıldığı, benim de bulunduğum, yerler arasında, “Adıyaman” da vardır. Kazı yetkilileri, burasının çok önemli olduğunu, altında çok önemli kalıntılar bulunduğunu, burada da, kazı çalışmaları yapılmasını bana söylemişlerdi. Ancak onların burayla ilgilenmesi, 2002 yılı ile sınırlanmıştı.

Adıyaman’da, yeraltında-yerüstünde bulunan kalıntılarla ilgili olarak bildiklerimi sıralamak istiyorum:

-1) Tyana konulu, bence, en geniş, en değerli, bilgi dolu, 1995-2000 yıllarında yaptıkları yüzey araştırmasının ardından, iki ciltlik bir yapıtı, 2000 yılında, almanca olarak, Almanya’da yayımlayan, iki araştırmacıdan birisi, Dietrich Berges (öbürü: Johannes Nollè), yanılmıyorsam 1980’li yıllarda, define aramak amacıyla dinamitle uçurdukları “direktaş”ın, ünlü bilge Tyana’lı Apollon’un tapınağının kalıntısı olabileceğini ileri sürmüştü. Ancak, ben bir yazımda, bunun, M.S. 220’de Filostrato’nun yazdığı “Tyanalı Apollon’un Yaşamı” adlı yapıtta verilen bilgilere göre olanaksız olduğunu nedenleriyle göstermiştim. Burada da yinelemiyorum.

Ne olursa olsun, o direktaşı uçuran iki kişi, yaptıkları uğursuz iş nedeniyle, korkunç biçimde ölmüştür. Birisinin, ağabeyiyle kavga ederken yediği çivili darbe yüzünden başı kesilmiş, öbürü indiği bir kuyuda zehirli gazdan boğularak ölmüştür.

Kemerkapı’da Kazı Çalışmaları.

Dönelim eski Tyana’mıza, burada, Kemerkapı’da yapılan kazı-araştırmalarına. Gene bir yazımda ayrıntılı olarak verdiğim gibi, kazı başkanıyla ilke olarak anlaşamadığım için 2003 yılı sonunda ayrıldığım, “Tyana  Kazı Heyeti”nin Kemerkapı’da saplanıp kalması kuşku uyandırmıştır. 

2013 yılında, kazı başkanının sağlık sorunları nedeniyle kazı yapılamamış ancak onların çalışma yapması gereken aylarda, büyük bir olasılığa göre, uluslararası bağlantılı bir defineciler takımı, nasıl olduysa, kimsenin yüz-yüzelli metre ötedeki jandarmanın bile görüp duymadığı ya da görmezlikten geldiği, görmediği biçimde, gündüzlü geceli, 40-50 kişiyle, bilgisayarla çalışmış. Kemerkapı’nın tam karşısındaki apartmanın içinden, aşağıya doğru inen 17 metrelik kuyu, toprak altında, kazı alanının altında da, 30 metrelik yol açtırmıştır. Kazılan toprak geceleri traktörle başka yere götürülmüştür. Ancak yeraltındaki sular açtıkları çukura dolmuş, birkaç kişi boğulma tehlikesi geçirmiştir.

Kazı bekçisi, gelip bana da, bütün ayrıntılarıyla anlattığı gibi, definecilerin kaçak çalışma yaptıkları apartmana girince, alta inen kuyunun başında, bilgisayarla çalışan birini görmüş. O da buna “Buyur, kısmetinin üstüne geldin. Sen de katıl!” demiştir. 

Bekçi çıkıp jandarmayı uyarmış. Ancak gelen olmamıştır. Bunun üzerine Niğde Müzesi’ne telefon açmış, orada o gün, müzenin başında bulunan görevli Niğde’deki jandarmayı arayıp durumu anlatmış. Orası da zar zor, gönülsüz telefon edip Kemerhisar jandarmasına kaçak kazı yapılan yerdeki kişileri tutuklatmış, bunlar da Bor savcılığınca “Bir daha yapmamaları koşuluyla, adam başına 1054 lira ödetilerek” salıverilmiştir.

Kaçak kazı yapan defineciler arasında birisinin adı fransız, soyadı türkmüş. 

O sıralarda, yanılmıyorsam, müze müdürü olan görevliye sorduğumda, bana apartman içindeki, aşağı inen kuyunun ağzını beton kapakla kapattırdıklarını söylemişti.

Kemerkapı’daki kazı yerinin altına, yeraltından ulaşmayı tasarlayan defineciler, neye, kimden aldıkları bilgiye dayanarak bu kaçak çalışmayı yapmışlardır, 17 metre derinliğine, 30 metre enine boyuna. Böyle bir olay  ancak düş filmlerinde, genellikle hapisanelerden kaçma girişimlerinde görülür.

Bu konuyla ilgilenen yurtsever birisine, bu kaçak kazıya karışanlardan birileri açıkça gözdağı vermişlerdir. O da, görevli olduğu için, beylik tabancasını görünecek biçimde beline takarak sevgili Kemerhisar’ımız, Tyana’mız içinde dolaşmak zorunda kalmıştır.

Bu, söz konusu yazarlık yeteneği de olan kişi, kaçak kazıları konu edinen,  “Humam’ın Gizemi” adlı, çok ilgi gören bir roman da yazmıştır.

Armutlu Bağ.

Defineciler bu kez de Armutlu Bağ’la ilgilenmeye başlamışlar.

Bu yaz, birkaç ay önce, biri genç biri orta yaşlı iki kadın bizim Kemerhisar içindeki eski evde bulunan yeğenime başvurup benim Armutlu Bağ’da arsa satın almak istediğimi söyleyerek benimle görüşmek istediklerini bildirmişler. Sonra bana geldiler. O garip isteklerinin gerçekte benimle görüşmek için bahane olduğunu belirtip şunları anlattılar:

“(Yanılmıyorsam gene)  Ankara plakalı bir arabayla gelen, elinde bilgisayar olan birisi,  bizim bir yaşlı yakınımızın  Armutlu Bağ’da oturduğu evin altında hazine olduğunu, kazmak istediklerini söyledi. 

Bu durumda  ne yapacağımızı bilemediğimiz için size sorup bilgi almak istedik… Biz kendimiz kazamaz mıyız?”

Ben de kendilerine “Bu gibi kişilere kesinlikle güvenmemelerini, sözkonusu yerde kendileri kazı yapmak isterlerse Niğde Müzesi’ne başvurmalarını, orasının kendilerine izlenecek en doğru yolu göstereceklerini…” söyledim.

Son olarak da “Yaşlı yakınlarının kesinlikle oturduğu evin altını kazdırmak istemediğini belirtip” ayrıldılar.

Uyduyla gösterme.

Bir gün Kemerhisar’daki bahçemizin önünden geçen yolda, onarım için bıraktığım arabayı almak üzere otobüs beklerken, lüks bir araba yanıma geldi. Tanıdığım (ancak kendisiyle, yaptıklarıyla ilgili olarak çok kuşkulu şeyler söylenen) birisi vardı arabada. Beni Bor’a, Sanayiye götürmeyi önerdi. Bindim arabasına.

Nereden açıldıysa, bana, Kemerhisar’da toprak altındaki arkeolojik kalıntıların nerede olduğunun uydularla saptandığını  söyledi. 

Ben bilmiyordum. Demek ki o biliyordu. Bu da onun pis işlerle uğraştığının bir göstergesiydi.

Bu olaylar şunları düşündürüyor:

-1) Definecilerin, eskinin Tyana’sı, şimdiki Kemerhisar’a iğrenç ilgisi sürüyor ve sürecektir.

-2) Bu kişinin arabasının da, yanılmıyorsam, gene Ankara plakalı olduğunun ya da olabileceğinin ortaya  çıkması çok anlamlı.

-3) Buraların, yöremizin,  görevi eskinin kalıntılarını, değerlerini korumak olan yetkilileri bu gibi durumlarda bir şeyler yapabilirler mi?

-4)  Yapabilirler. Hem de nasıl! Yeter ki istesinler!  Yaşlı olsam da yardıma hazırım. 

Standart

Yorum bırakın