Eskinin, bütün imparatorluklarının başına geldiği gibi, ulus değil, kişi adlı, Osmanlı İmparatorluğu da, yavaş yavaş gücünü yitirip çekilmekle kalmayıp yıkılınca, öbür yerler arasında, bir zamanların (“Güney Islav Ülkesi” anlamındaki, yapmacık) Yugoslavya’sında, özellikle, Makedonya ve (“Kuş Ovası” anlamındaki) Kosova’da kalan, yaşayan soydaşlarımızın, Türklerin dili konusunda bir araştırma yapmak amacıyla, 1970-71 öğretim yılı başından beri, öğretim üyesi olarak, görevli olduğum, Venedik Üniversitesi’ne resmen başvurup izin almıştım.
Buralara ilk yolculuğum 1986 yılı haziran ayında, ikinci yolculuğum ise, 1988 yılı Ekim ayında gerçekleşmişti.
Bu gezilerim sırasında, özellikle, soydaşlarımızın dilleriyle ilgili kurumlarda görevli, hemen hepsi aydın kişilerle bağlantı kurmuş, görüşmüş, geziler yapmış, malzeme toplamıştım.
Ayrıca buralardaki malzemelerin, resmen bedeli ödenerek, Venedik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne, kendi cebimden ödediklerimin de evime gelmesini sağlamıştım.
Ayrıca Yugoslavya’nın bu iki bölgesinden, birer yıllığına, iki bayan Türkçe okutmanı getirtmiş, iki aydının da bölümüzde Türkçe konusunda konuşma yapmasını sağlamıştım.
Fırsat buldukça yazılar yazmıştım. Bunların epeycesi Üsküp ve Priştine ile Prizren’deki yayın araçlarında çıkmıştı.
Şimdi bunların neler olduğunu burada sıralayacak değilim.
Bu arada, özellikle, 1994-2001 yılları arasında, Venedik Üniversitesi’ne çöreklenmiş bir örgütle çatışmaya girmiş, onların yaptıkları yasadışı işleri belgeleyerek üniversite ve savcılık yetkililerine duyurmuştum. Ne var ki, söz konusu örgüt, suçlananları yargılatacak yerde beni yargılatmıştı.
Durumum çok kötüydü. Neyse ki beni yargılayan yargıçların doğru, namuslu olmaları nedeniyle, ben aklanmıştım. Söz konusu kişileri ve onlara eklenen başkalarını, belgeleyerek, yeniden mahkemeye vermiş, tazminat bile istemiştim. Ancak, gizli, pis işler örgütü, el altından onların kurtulmalarını sağlamıştı. Bana tazminat da ödetmemişti. Benim de ekonomik gücüm bir yere dek olduğu için artık üstünde duramazdım. Bırakmak zorunda kaldım.
O yıllarda, bana aydın kişilerce vurgulanan, kimi acı olayların, ne yazık ki, çok açık, belirgin biçimde, yavaş yavaş su yüzüne çıktığını, soydaşlarımızı pek çok tedirgin ettiğini görmek, içimi sızlattı.
Şimdi onlara değinmek, onları ele almak istiyorum.
Benimle bağlantıda olan aydın kişiler bana şunları söylemişlerdi:
“Bizim, sözde, kâğıt üstünde, din gardaşlarımız, şöyle diyorlar:
-Siz Türk değildiniz, değilsiniz! Siz Arnavut’tunuz. Sizi Türk yaptılar. Siz yeniden Arnavut olacaksınız!
-Buralara Sırplar geldiğinde soydaşlarımızın kimisi götürebildiklerinden kimisi alıp Türkiye’ye göç etmişlerdi, ayaklarında ayakkabıyla. Şimdi biz Arnavutların yüzünden ayakkabılarımızı da bırakıp kaçmak zorunda kalacağız!
-Al ha! Bu mu(ydu) aydınlık, Arnavut aydınlığı? Nasıl oluyor da Türklerin sizi Türkleştirdiğini söyleyebiliyorsunuz, ne denli kötü olursa olsun, Osmanlı devleti kimseyi zorla Türkleştirmemiş, Müslümanlaştırmamıştı? Bu bile bile, insanın gözünün içine baka baka, boyundan büyük yalan söylemektir!
Başka ayrıntılara geçmeden şunu belirtmek istiyorum:
Venedik Bölgesi’nin en önemli gazetesinde (Il Gazzettino. 11.06.1997. Milano) şu haber vardı:
Kadarè: “Arnavutluk’un her şeyi var. Yalnızca beyni/kafası çalışmıyor!”.
Bilinçli olarak, Arnavutları, perde arkasında, büyüklük tutkusuyla körükleyip kendi amaçları doğrultusunda kullananlar oynuyor bu pis, çirkefçe oyunu.
Birinde Milano’dan Venedik’e geliyordum trenle. Karşımda oturan bir genç Türk olduğumu anlayıp bana şunları söylemişti:
-Siz pek çok Arnavut’u Türkiye’ye götürmüşsünüz!
-Bana bak, dedim, biz onları götürmedik, onların kendisi geldi. İstiyorsanız hepsini çağırın geri gelsinler!
Bizim için, Türkiye Türkleri için çok iyi olur. Yer boşalır.
Benim bildiğim, altı km. ötemizdeki Bor’da “Arnavut Mahallesi” vardı. Demek ki benim ulusum, soyum onları Türkleştirmemişti.
Az önce Kadarè/nin dediği gibi, Arnavutlar ’da ne yazık ki beyin yok!
Bununla ilgili olarak aklıma iki atasözü geldi. İşte:
-1) Arnavut’la gitme yola! Başına getirir bela!
-2) Arnavut’a sormuşlar: -Cehenneme gider misin?
O da şu karşılığı vermiş:
-Kaç para veriyorsun?
İtalya’da, oturduğum bölgede, Arnavutların, uygarlığa yakışmayacak, davranışlarını sergileyen birkaç gazete haberi (benim gözüme çarpanlardan):
-1) (Il Gazzettino, attualità. 24.02.1996.) Tratta delle schave dall’Est.
Doğu Avrupa’dan kadın köleler ticareti (getirip satmalar):
Kendi ülkelerinde kaçırılıp kendilerine çok kötü işlem yapılan, özellikle, Arnavut kadınları.
(Mestre. Orospuluktan ve çalınan/hırsızlık araba ticaretinde uzman çetede bir İtalyan polisi/jandarması da var. 6 kişi tutuklandı. Araştırma sürüyor.
-2) Il Gazzettino. Mestre. Pazar. 11 Marzo 2001.
Kokain de Arnavutça konuşuyor! Ülkelerindeki yasa boşluğundan/olmamasından yararlanarak, İtalya’ya yığınla (bir sürü) uyuşturucu getiriyorlar.
-3) (Il Gazzettino.28.02.2001. Yurtdışından haberler.
Nato ve Belgrad Arnavutların çete savaşına karşılar.
Dini: “Aşırılıklar genelde onaylanmıyor (doğru bulunmuyor).
Powell: “Amerika Balkanları bırakmayacak? (Acaba doğru mu, sonra hangi amaçla?).
Sınır başkentinde başkaldıranlar: “Sırpların ayakları altına geri dönmeyeceğiz!”.
-4) (Il Gazzettino. 09.02.2001. Günün olayları).
Doğu Avrupa’dan kaçırılan küçük çocuk ticareti.
Kendilerine her türlü işkence yapılan ve ırzlarına geçilen genç kızlara Mestre ve Treviso kaldırımlarında orospuluk yaptırılıyor.
-5) (Corriere della Sera. 24.02.2001. s.15. Olaylar.).
Üç İtalyandan ikisi Arnavutlar’dan ve İslavlar’dan korkuyor.
Afrika ve Asya’dan gelenlere daha çok güveniliyor.
-6) (Il Gazzettino. 28.02.2000.) Benim yazım: Balkanlar’ın üzücü biçimde bölünmesi.
Bir Türk atasözünün “Tanrı, bir yoksulu mutlu kılmak için ona eşeğini yitirtir, sonra buldurur!” dediği gibi, mutlu kıldığı Kosova Arnavutları şimdi de Kosova’da Sırpların eşeğini yani yurdunu istemektedir.
-7) Priştine. Türkçe yayınlar merkezi.
Arnavutlar başa geçince oradaki Türkçe bütün yayınları çöpe atmışlar.
Şimdi aynı yerde Birleşmiş Milletler temsilcisi varmış.
-8) İtalya’daki durum:
-a) Arnavut mafyası (çetesi) ilk sırada.
-b) Sonra Rus mafyası geliyor
-c) Türk mafyası üçüncü sırada.
-ç) En sonda ise, ünlü İtalyan mafyası yer alıyor.
-9) Bu mafyanın (çetenin, pis işler örgütünün) yaptıkları:
-a) Uyuşturucu madde satışı.
-b) Silah ticareti.
-c) Orospu ticareti.
-ç) 1974-80 arasında Arnavut şiirlerinden çeviriler (İtalyanca) aracılığıyla.
(Benzeri olay: benim tanık olduğum. 1967-70. Ankara-İstanbul Tren. Adapazarı’ndan geçerken pencereleri kapama. Sultanın kendisini korumalarını sağlamak için yerleştirdiği Çerkezler, geçen trenleri taşlıyorlardı.