1949 sonbaharında, ilkokul ikiye başladıktan biraz sonra, bir gün bütün okul öğrencilerini “Avrupa’dan, İsviçre’den gelen Ali Yaramancı’yı karşılamaya” götürdüler.
Armutlu Bağ’ın oralara vardığımızda yağmur tuttu. Duvarların çalılarının altına sığındık. Sonra yağmur bitti.
Ancak oralarda Ali Yaramancı’nın gelişini gördüğümüzü anımsamıyorum.
Aynı gün Ali Yaramancı’yı mahallemizdeki evine geldiğinde gördüm. Yığınla insan vardı. Ali Yaramancı geldi.
Yanılmıyorsam, o zamanlar, mahallemizin en güzel denecek evinin merdivenlerinden çıktı. Kapının önünde durdu. Yanında annesi de vardı. Bir şeyler söyledi. Çocuklar için de, sanırım, bozuk para saçıldı düğünlerde olduğu gibi. Ben de almaya, kapmaya çalıştım mı bilmiyorum.
Ali Yaramancı’nın, merdiven başında, annesiyle birlikte, çocukken çok özlediği ama bir türlü yiyemediği şekeri yediğini söylediler.
Bir aralık, sanırım büyük, kardeşi Yakup’un şöyle bağırdığı duyuldu: Kemerhisar’a yardımın olmazsa senin de ananı avradını!
Kalabalığın arasında bir de ayı oynatan vardı. Ayıyı oynatıp oynatmadığı pek aklımda kalmadı. Tek aklımda kalan ayıya birkaç kişinin sırtını çiğnettikleri kulunçları vs. geçsin diye.
Bu olaydan sonra, Ali Yaramancı’yı, ikinci kez, 1955-57 yazında, o zamanlar tek olan, ilkokulun yanında birileriyle gördüm. Kısa boylu birisiydi. Kemerhisar’ın su vs. sorunlarıyla ilgilendiği söylenmişti.
1967-70 arasında, Kemerhisar’a uğradığımda, birkaç kez, ağabeyimin hanımının Ali Yaramancı’nın annesinin yanına gittiğini gördüm dinsel nedenlerle. Annesinin dinsel yerinin, görevinin ne olduğunu bilmiyorum. Duyduğum tek şey giden kadınların ona çok saygı duyduğunu, evinde birlikte dinsel birşeyler yaptıklarıydı. Bir türlü ne yaptıklarını öğrenemedim.
Aradan gene yıllar geçti. O güzel, eski evleri, oralarda oturan birilerine satılmıştı artık pek işe yaramadığı için. O da çoğunu yıkmış, gerisini başka biçimde düzenlemişti. Ancak o evin altında başka yapı kalıntılarının bulunduğu bence kesin.
1996’da, yanılmıyorsam torunu ya da çok yakını olan, Kemerhisar’da ticaretle uğraşan birini tanıdım.
Onu sonra 1999-2000 yıllarında Kemerhisar’ın geleceğiyle ilgili toplantımızda gördüm.
Yıllarca sonra da onunla ilgili sevimsiz bir haberi gazetede okudum. Gazete parçasını saklıyorum.
Ali Yaramancı Kemerhisar’da, daha çok, “Sinan’ın Ali” olarak bilinir. Kemerhisar’dan Avrupa’ya öğrenim yapmaya giden, (okuyup yükselen, ünlenen) ilk kişidir. Onu izleyen ikinci kişi ise benim.
Benimle birlikte pek çok Kemerhisar’lının ve kendisinin de bildiği gibi, yoksul Kemerhisar’lı ondan çok şey beklemiştir. Bu bekleyişin yerinde olup olmadığı konusunda bir şey söylemek doğru olmaz. Yoksulun umudunun, hep, Tanrı’da, yukarıda, büyüklerde olmasından kaynaklanan bir bekleyiştir bu. Şimdi kalmamıştır. O zaman kapısında bir eşek bağlı olanın durumu çok kişiye göre iyi sayılabilirdi. Oysa şimdi hemen her kapıda en azından birkaç araba duruyor.
Kardeşi ya da ağabeyi konusunda, sevimsiz olsa da, epeyce anım var. Ancak onları burda yazmama gerek yok.
Ali Yaramancı’nın elimdeki yaşam öyküsünden kısaca şu bilgileri aktarıyorum:
1917’de Kemerhisar’ın Çayır Mahallesi’nde doğdu. Yoksulluk nedeniyle çok güç koşullarda ilkokulu, ortaokulu okudu. Çalışkanlığı nedeniyle İstanbul’daki Maltepe Askeri Lisesi’ni kazanıp 1937’de birincilikle bitirdi. Harita mühendisliği eğitimi için Almanya’ya gönderildi. II. Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine 1939’da Türkiye’ye döndü. 1942’de İsviçre Zürih Teknik Üniversitesi’ne gönderildi. Burada da çok başarı gösterip “Harita ve Jeofizik Yüksek Mühendisi” diploması aldı. Doktora yaptı. 1949’da yurda döndü.
(Bu dönüşü, yazının başında sözünü ettiğim “Armutlu Bağ Karşılaması”nı doğruluyor.)
İstanbul Üniversitesi’nde, sonradan “Yerbilimleri Fakültesi”ne dönüşen “ Jeofizik Bölümü”nün kurulmasını sağladı. Burada öğretim üyesi, bölüm başkanı oldu. 1985’te emekli oluncaya dek görev yaptı. Sonra sözleşmeli olarak 1992 yılına dek çalıştı.
Pek çok bilimsel yazısı, bir de mesleki kitabı vardır.
Türkiye’nin yeraltı servetleriyle ilgili araştırmalar yaptı.
Fransızca, İngilizce, Almanca bilmektedir.
Avrupa çapında adı anılan önemli bilim adamları arasındadır.
Yanılmıyorsam 2008 yılında ölmüştür. Kemerhisar’da gömülüdür.
Kemerhisar Lisesi, yaptığı yardımlar nedeniyle onun adını alıp, “Kemerhisar Ali Yaramancı Lisesi” olmuştur.
Ali Yaramancı ile yüz yüze hiç görüşmedim. Yalnızca 2000-2001 yıllarında kendisiyle telefon bağlantılarımız oldu saatlerce, onu ve Kemerhisar’ı ilgilendiren bir konuda.
Sayın Ali Yaramancı ile başka yazılı ve sözlü ilişkimiz olmadı.
Yukarda sıralanan konularda telefon görüşmeleri yaptığımızda bana söylediği iki anısını buraya aktarmak istiyorum.
Birincisi, daha çocukken, yerleşim yeri olarak, Kemerhisar’ın içini bugün kuzeyden güneye geçen yol açılırken ortaya çıkan, eskiden kalma büyük küpler içinde oynamış.
İkincisi de, 1913 dolayısıyla kendisinden yaşça büyük babamla yaptıkları bir değiş tokuşla ilgili.
Ne zaman olduğunu söylemedi. Babam Ali Yaramancı’ya pantolon vermiş o da karşılığında babama tabanca.
Sayın Ali Yaramancı’nın el yazısıyla bir mektubunu Hatice Senbel bana internetten gönderdi.
Anlamlı belge durumunda olduğu için, ben de aşağıda olduğu gibi aktarıyorum.
Yazdıklarının üstünde durulabilmesi için tümceleri ben sayıladım.
Sonra, benim yaşamdakilerle benzer bir iki ayrıntı üzerinde duracağım kısaca.
İstanbul, 12.12.2005.
-1) Sevgili Cansu,
Bu mektubum yalnız sana değil, Naci’ye, Çiğdem, Leyla, Fatma ve Hüseyin’e.
-2) Gönül isterdi ki hepinize ayrı ayrı yazayım.
-3) Bilim adamları emekli olsada, yaşlansa da zamanları yinede özel işleri için kısıtlı kalıyor.
-4) Teker teker sizlere “teşekkür ederim eğitim günü tebrik kartınızı aldım” deyip geçmeye gönlüm asla razı olamazdı.
-5) Hepinize candan teşekkür eder öperim.
-6) Ömrüme ömür kattınız, gençleştirip çocukluğuma çektiniz.
-7) Pek (okuyamadım) o günlerden söz etmek isterim.
-8) Babam 3. sınıftan sonra okumamı istemedi ve iki sene köyde kendisine yardımcı oldum.
-9) Ne mi yaptım söyleyeyim:
-10) Sabah erkenden kalkıp Çatılıyer üzerinden Peldağacına, Kalaygöle ve Adıyamana gidip çift sürdüm.
-11) Yine buralarda arpa yolup ekin biçtim.
-12) Havuzlu çayırında mandalarımızı, öküzlerimizi otlattım.
-13) Adatepede koyunları ve kuzuları güttüm.
-14) Yükçayırından harmanda düven sürüp elimde tenike ile mandaların pisliğine tuttum.
-15) Belki bunları duydunuz ama yaşamadınız.
-16) Nihayet beynim isyan etti, herne pahasına olursa olsun okumaya karar verdim.
-17) Fakat annem bana destek oldu.
-18) Bir sonbahar günü bahçeliden yaya kalkıp Eftiyan üzerinden Bora gittim ve Cumhuriyet İlkokuluna kaydoldum.
-19) Bu günübirlik gidiş geliş bir hafta sürdü.
-20) Bunu duyan okul baş öğretmeni yandaki eski ahşap okulda bir oda verdi ve bende oraya yerleşip 4. sınıfı okudum.
-21) Ertesi sene babam arnavutların oturduğu yerden bir oda tuttu oraya yerleştim.
-22) 5. sınıfı bitirince köyde Belediyenin katibi olarak İçmede bilet kestim.
-23) Aldığım bir miktar parayıda Orta okulda kitaba verdim.
-24) Ortaokul maceram daha acı.
-25) O zamanlar cumartesi günleri öğleye kadar ders vardı.
-26) Ben çoğu kez öğleden sonra köye gelir ertesi günü haftalık yiyeceğimi alır Niğdeye dönerdim.
-27) Bazanda Niğde pazarına gelenler yiyeceklerimi getirirlerdi.
-28) Bir pazar kış yüzünden kimse gelemedi.
-29) O günlerde 5 kuruşluk zeytin alır (13 tane) 7 sini öğle üzeri ve 6 sınıda akşam yediğimi çok iyi hatırlıyorum.
-30) Ama o günler derki, İsviçre Cumhurbaşkanı’nın evinde sofrasına oturup yemek yemeyi de sağladı,
-31) oğlu Emil devre arkadaşımdı.
-32) Geriye dönüp şöyle bir yaşamıma baktığım zaman bana hayal gibi geliyor.
-33) Nereden nereye.
-34) Sevgili yavrularım, bir insan iyi ahlak bütünlüğü içinde kusursuz çalışır ve azmettiği hedefe ulaşma gayreti içinde olursa mutlaka toplumda istediği düzeydi yerini alır.
-35) Bunlar(ı) size yazmaktaki amacım, beni ve benim gibi nicelerini örnek alın.
-36) Benim zamanımda kızlar okula gitmezdi.
-37) Köydede bir kız okul arkadaşım olmadı.
-38) Müdürünüz Sami beyle sık sık telefon görüşmesi yapıyorum, kendisinden memnunum ve okulumuz için gösterdiği gayretlerden de haberdarım.
-39) Bir hafta önce Belediye Başkanı İbrahim Ünal beni ziyaret etti.
-40) Uzun uzun dertleştik.
-41) Oda benim gibi çok dertli.
-42) Halk eğitimsiz, işsiz, köylünün geliri sınırlı.
-43) 5 sene önce geldiğimde 70 sene öncesinden çok farkı yok.
-44) Genç emekli insanlar belli başlı kollektif olarak bir iş tutmuyorlar.
-45) Okuyanlarda köyden kaçıyorlar.
-46) Bu konulardaki üzüntümü anlatamam.
-47) Sizler ve diğer öğrencilerden beklediğim il içerisinde okulumuzu saygın bir düzeye oturtun.
-48) Buda sizlerin çalışmalarıyla olur.
-49) Gerek benden ve gerekse Belediyeden bir isteğiniz olursa bana bildirin.
-50) Şimdilik bu kadarla yetiniyorum.
-51) Hepinize içten teşekkürlerimi tekrar iletir, gözlerinizden öperim benim kadirşinas yavrularım.
Ali hoca
(imza)
-52) Not: Kepenek’lerin büyüklerini tanıdım.
-53) (yana eklediği satır) Şimdiden sizlerin yılını kutlar, sağlıklı ve başarılı günler dilerim.
Son olarak da, yukarda aktardığım, Cansu’ya yazısındaki kimi ayrıntıya değiniyorum, benim yaşamımdakilerle benzerliği nedeniyle.
Sayın Ali Yaramancı diyor:
-1) Sabah erkenden kalkıp Çatılıyer üzerinden Peldağacına, Kalaygöle ve Adıyamana gidip çift sürdüm.
Yine buralarda arpa yolup ekin biçtim.
Havuzlu çayırında mandalarımızı, öküzlerimizi otlattım.
Adatepede koyunları ve kuzuları güttüm.
Demek ki onların tarlaları, Bahçeli’lilerin çoğu gibi, oralardaymış.
Çatılıyer’den ben de geçtim. Orayı, Peldaacı’nı, Kalaygölü, Adıyaman’ı iyi bilirim. Ama oralarda onun yaptıklarını yapmadım.
Ben Salmanlı’ya eski adıyla Baroon’e (Havuzlu’ya) gittim babamla, sabah erkenden, eşeğin üstünde uyuyarak. Ekinlerin, otların arasından geçerken duyduğum o hışırtıları hiç unutmuyorum.
Çok az çift sürdüm ama babam işini bitirince öküzleri alır güderdim, yayardım Salmanlı’da, Baroon’de,Baroon Gölü’nün oralarda, Hortasan’da.
-2) Yükçayırından harmanda düven sürüp elimde tenike ile mandaların pisliğine tuttum.
Çayır Mahalle’lilerin harman yeri genellikle Yükçayırı, birazcık da Koru idi.
Ben de Yükçayırı’nda harmanda çok, birazcık da Koru’da çalıştım. Öküzlerin götünden bok düşmeden teneke tutup alırdık.
Anılarımda hepsini ayrıntılı anlatacağım.
Şu son yıllarda “Yükçayırı” ile “Hortasan” sözcüklerinin nelerden kaynaklanabileceğini çıkardığımı sanıyorum.
“Yükçayırı”nın “yük” sözcüğüyle ilgisi yok. Bence, orada eskiden bulunan, sonradan düzlenip
kaldırılan, aşağı yukarı dümdüz edilen “hüyük” sözcüğünden gelmiş olmalı. Dolayısıyla “Hüyük Çayırı”dır.
“Hortasan” ise, bence, sanıldığı ve bir kaynakta yazılı olduğu gibi, “Dört Hasan”sözcüklerinden değil, orada, çok eskiden beri, kuşkusuz, dolayısıyla Roma döneminden beri, bulunan, kişilerin sağlık nedeniyle geldikleri, “içme(ce)”nin latince adı “Hortus Sanus” “Sağlık Evi” sözcüklerinin kalıntısı olmalı.
-3) Ben çoğu kez öğleden sonra köye gelir ertesi günü haftalık yiyeceğimi alır Niğdeye dönerdim.
Bazan da Niğde pazarına gelenler yiyeceklerimi getirirlerdi.
Bir pazar kış yüzünden kimse gelemedi.
O günlerde 5 kuruşluk zeytin alır (13 tane) 7 sini öğle üzeri ve 6 sınıda akşam yediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Ben de ortaokulu ve son sınıfa dek, (1949’da açılmış olan) liseyi Niğde’de okudum.
Biz de yoksulduk. Ancak anladığım, gördüğüm kadarıyla, durumumuz Ali Yaramancı’nın ve kimilerinin durumundan birazcık daha iyiydi gibime geliyor.
Bu yıllarla ilgili anılarımın bir bölümü aşağı yukarı on yıl kadar önce Bahçeli’nin internet köşesinde ve Niğde’deki Hamle gazetesinde çıktı. Gerisi gelecek.
-4) Bunlar(ı) size yazmaktaki amacım, beni ve benim gibi nicelerini örnek alın.
Dediği doğru. Ancak bütün bunları yaşayan bilir. Yaşamayanların bir kulağından girer öbüründen çıkar.
-5) Benim zamanımda kızlar okula gitmezdi.
Köydede bir kız okul arkadaşım olmadı.
Ne ilkokulda ne de son sınıfa dek ortaokulda bizim sınıfımızda da kız olmadı.
İlkokul birinci sınıfa Armutlubağ’dan Kezban adlı bir kız geldi. Bir ay okudu. Sonra bir daha kız görmedik.
Niğde’de bütün sınıflarda kız vardı. Bir tek benim gibi, köylerden, Niğde’nin yoksul ailelerinden gelenlerin toplandığı, 69 kişilik I.C sınıfında kız yoktu.
Sınıfları düzenleyen çok duyarlı okul yöneticileri, belki de, kızları, Niğde’nin “kaymak” ve “süzme yoğurt” tabakalarından gelme çocukların bulunduğu A ve B sınıflarına koymuşlar, bizim gibi “döküntülerin, çökelek tabakasından gelenlerin oluşturduğu”, C sınıfına koymamışlar, ahlakları bozulmasın düşüncesiyle.
-6) Halk eğitimsiz, işsiz, köylünün geliri sınırlı.
5 sene önce geldiğimde 70 sene öncesinden çok farkı yok.
En azından, aşağı yukarı, 20 yıldır Kemerhisar’da pek aç, yoksul yok sayılır. Çalışan zor bulunuyor.
70 yıl öncesine göre okumuş sayısı çok artmış ama beyinlerin epeycesi ya boş kalmış ya da bilgiyle değil külle dolmuş.
-7) Genç emekli insanlar belli başlı kollektif olarak bir iş tutmuyorlar.
Okuyanlarda köyden kaçıyorlar.
Kemerhisar’da bir araya gelip birlikte iş yapmak nerdeyse olanaksız. Hepsi yalnızca ben bilirim havasında. Kimseyi beğenmez. Bu nedenle emekli aydın olarak geçinenler de kahveleri dolduruyor.
Hemen hepsi “okeyci aydın” olup çıkmış.
Yıllardır duyduklarıma, ara sıra gazetelerde okuduklarıma göre, pek çoğu da definecilikle uğraşıyormuş.
Aferin onlara.
-8) Bu konulardaki üzüntümü anlatamam.
Sayın Ali Yaramancı’nın üzüntüsüne ben de içtenlikle katılıyorum.