Tanrı tek
Evren tek
Ay tek
Gün tek
Yeryüzü tek
Yeryüzünde ben tek, sen tek
Oluruz sevgiyle ikimiz de bir tek
Tanrı tek
Evren tek
Ay tek
Gün tek
Yeryüzü tek
Yeryüzünde ben tek, sen tek
Oluruz sevgiyle ikimiz de bir tek
1. Bölüm:
Bir atasözümüz “Yalnızlık Tanrı’ya yaraşır!” der. Ancak, Tanrı da, yalnızlıktan bıkıp evreni yaratmış olmalı.
Ne var ki evren sürekli genişlediği, denetiminde durmadığı için, melekleri de yaratmayı düşünmüş. Herbirisi için birer kalıp yapmış. Onları yarattıktan sonra kalıpları da atıvermiş. Melekleri, evrenin değişik yerlerine iletilerini, buyruklarını, yumuşlarını duyurmaları için postacı olarak kullanmış.
2. Bölüm:
Bununla birlikte, Tanrı, meleklerin hep aynı olduklarını, hiç değişmediklerini görünce, onlardan değişik birşeyler yaratmayı düşünmüş ve Adem’i yaratmış.
Bir yapıtta (*) okuduğumuza göre, Adem, Tanrı’nın bahçesine bekçi olmuş.
3. Bölüm:
Ne denli güzel olursa olsun, yalnızlık Adem’in de hoşuna gitmemiş. Tanrı’dan kendisine bir eş yaratmasını istemiş.
4. Bölüm:
Tanrı da Adem’in böğründeki kaburgalardan birini çıkarıp Havva’yı yaratmış. Dolayısıyla Adem’in böğründen çıkarılan kaburganın yerini Adem’e sürekli batıp duracak bir çalı dikeni yani Havva almış.Bunun böyle olduğunu kutsal kitaplar yazıp söylüyor. Oysa, yapılan son bilimsel araştırmalara göre, Havva, kimce olduğu bilinmese de, Adem’den yirmidörtbin yıl önce yaratılmış.Ayrıca, hep aynı kaynağa göre (*), bizim bildiğimiz Havva anamız o yaratılan ilk Havva değilmiş.Üçüncüsü imiş.Ne olursa olsun, Tanrı, Havva’yı yarattıktan sonra, Adem’i çağırmış:
– Al şunu oğlum! demiş.
Adem :
– O kim? diye sormuş.
Tanrı.
– Havva! Sana yoldaş olacak.
Adem:
– Nerden çıktı?
Tanrı:
– Yaratıcının sana bağışladığı Havva’nın nereden geldiği sorulmaz! Üzümünü ye, bağını sorma!
Bir gün Adem Tanrı’ya bakın ne demiş:
– Baba, Havva televizyon istiyor.
Tanrı:
– Ben şimdi televizyonu nerden bulayım? Daha televizyon ortaya çıkmadı ki! Gelecekte olacakları şimdi işe karıştırmayalım.
5. Bölüm:
Bu yeni eşinden memnun olan Adem, uslu durur. İkisi birlikte gezip cennetin tadını çıkarırlar.
Bu arada, melekler, gizlice, kendilerinden değişik bu yaratıkların yaptıklarını sürekli izlerler.
6. Bölüm:
Adem’le Havva cennette gezerken, bir gün, Havva Adem’e şöyle der:
– Adem, canım. şimdi gözlerini yum, ağzını aç. Sana, hiç yemediğin, olağanüstü, bir şey yedirmek istiyorum.
Adem:
– Oldu, sevgilim, gözlerimi yumuyorum. Hiç değilse ne olduğunu söyleyemez misin?
Havva:
– Cennet meyvesidir. Elmadır, Adem, elma. Niğde elması, sevgilim. Haydi ye! Adem güçlükle elmayı midesine indirdikten sonra sorar:
– Ama, sevgilim, bu pek de Niğde elmasına benzemiyor. Nerdeyse boğazımı yırtacaktı.
– Doğru, Adem, doğru. Niğde elması değildi. Sana ayvayı yedirdim, ayvayı! Ayvayı yedin Adem ayvayı.
7. Bölüm:
Ayvanın etkisiyle, Adem’le Havva, ikisini gizlice sürekli izleyen ve evrenin ilk rontgencileri (Kemerhisar konuşmasıyla “kapı taslayıcıları”) sayılabilecek meleklerin gözleri önünde, çok ilginç günahı işlerler. İkisinin yaptığı bu işi de görünce artık dayanamazlar, Tanrı’ya yakınmaya giderler:
– Sen, bizi Adem’le Havva’dan önce yarattın. Ama onlarda olan pek çok şey bizde yok.
Tanrı:
– Sizden değişk neleri var ki?
Melekler:
-Biz, melekler, hepimiz, ekmek tahtası gibi dümdüzüz. Oysa Adem’le Havva, Kapadokya gibi, engebeli bir alanı andırıyorlar. Vadileri, peri bacaları var. Sonra Adem’in önünde sarkan bir şeyi, onun altında da topa benzer iki yuvarlak var. Bunlar bizde yok. Adem istediği zaman yumurtalarını bile ısıtıyor. Oysa biz bırak yumurta ısıtmayı, yumurtamız var bile diyemiyoruz.
Tanrı:
– Adem’i yarattığımda biraz çamur artımştı da onu nereye atacağımı bilemedim. Önüne yapıştırıverdim. Adem’in o şeyine iki kişinin bir tek umudu, Havva’nınkine de ölümcül, yalan dünyanın tatlı meyvesi denir.
Melekler:
– Dahası var. Adem’in önündeki arasıra oynuyor, uzalıp kısalıyor, özellikle Havva’yı görünce.
Onlar böyle şeyleri olduğu için birlikte şey yapıyorlar ama bizim şeylerimiz olmadığı için hiçbir şey yapamıyoruz. İkisi, şey yaparken ne sesler çıkarıyorlar ne sesler. Biz bunların hiçbirini hiçbir zaman yapmadık, yapamıyoruz da. Haksızlık bu. Eşitlik yok. Olmaz öyle şey.
Tanrı:
– Ama sizler, sevgili melekler, ateşten yapıldınız, ölümsüzsünüz, evrenin her yerini gidip gezebilirsiniz. Oysa Adem’le Havva çamurdandır, ölümlüdür. Hiçbir yere gidemezler.Bahçede, cennette yaşamak zorundalar. Başka ne yapabilirler ki?
Melekler:
– Öyle de olsa, biz bizimle onlara yapılanı kabul etmiyoruz. Ya onları burdan alır başka bir yere, örneğin yeryüzüne gönderirsin, böylece gözlerimizin önünde bulunmazlar ya da biz çekip gideriz, sen de postacı meleksiz kalırsın. Sürekli genişleyen ve gittikçe denetiminden çıkan evrene buyruklarını bildirmek için başının çaresine bakarsın!
8. Bölüm:
İş bu noktaya gelince, iki ateş, yani önce yarattığı meleklerle sonra yarattığı Adem’le Havva arasında kalan, Tanrı, iyi bir yaratıcı ya da iyi bir baba olarak, çözümü bulur, Adem’le Havva’yı, birazcık kendi bahçesini (ya da cennetini) andıran yeryüzüne göndermeye karar verir. Onları yanına çağırıp şöyle der:
– Beni dinleyin, sevgili çocuklarım, burda işler sarpa saracağa benziyor, özellikle Havva’nın Adem’e yedirdiği ayva yüzünden. Sizi yeryüzüne göndermek zorundayım. Orası da burdaki bahçeye benzer. Ancak burda her şeyi hazır buluyordunuz. Oysa orayı yaşanabilir duruma getirebilmek için, sıkı çalışmak, çok emek vermek zorunda kalacaksınız. Bunu yalnız başınıza gerçekleştirmeniz güç olacak. Çocuklarınız, torunlarınız da olacak. Çoğalacaksınız. Onlar da size yardım edecekler.
Sonraa, yarattığım evren sürekli genişlediğinden, bir noktada sizinle bağlantı kurmak çok güçleşecek. Çanak anteni, faksı, cep telefonunu buluncaya dek, isterseniz, bir iki dağın başına çıkıp bana ileti yollayın ama hemen karşılık vermemi beklemeyin. Zamanım da olmayabilir. Çok sıkışık durumda kaldığınızda, ara sıra, iletilerimle sizlere meleklerle karşılık yollayacağım.
Bu sözlerden sonra Tanrı, Adem’le Havva’yı yanına çağırıp kulaklarına şu sözleri fısıldar:
– Aman melekler duymasın! Sizi çök özleyeceğim. Ancak, ölümden sonra, çamurdan yapılma vücutlarınız yeryüzünde kalsa da, ruhlarınız bana geri gelecek.
Gidin sağlıcakla, sevgili çocuklarım, gidin!
9. Bölüm:
İşte böyle! Havva’nın Adem’e yedirdiği ayva, özellikle, şeyleri olmayan, röntgenci meleklerin kıskançlıkları, yüzünden, Adem’le Havva’nın yeryüzü serüveni başlamış. Artık, ikisini, bir daha, Tanrı’nın cennetinde, ayak altında, dolaşır görmeyecekleri için çok mutlu olan melekler, onları seve seve yeryüzüne getirip atıp gitmişler.
Ben de, 1900 yıl önce yaşamış, kentteşim, bilge, Tyana’lı Apollon’un şu düşüncelerini paylaşıyorum:
Ben her davranışımda kişilerin kurtulmasını amaçlıyorum!
Gönül yüceliği, kişiler arasında, var olan, en güzel şeydir ama öğretilmez!
Benim kim olduğumu öğrendikten sonra değil, öğrenmeden önce de kibar ol!
Tyana’lı Apollon’un düşüncelerine, şimdilik, şunları eklemek istiyorum:
Benim Tanrı’m sevgi Tanrı’sıdır.
Benim Tanrı’m ne kötülük yaratır ne de kötüleri!
Kötü(lük)leri, kötü toplumlar(dakiler) yaratır!