Çukurova’nın Büyükbaşlara Uğur Getirmeyen Irmakları

-1) M.Ö. 333 yılında Çukurova’ya inen Büyük İskender, bir ırmağın (Cidno)  (Tarsus Çayı’nın) buz gibi sularında yıkandığı için ağır hastalanmış, az kalsın ölecekmiş. 

İskender’in Çukurova’da uzunca süre kalmasını Dario onun korktuğundan böyle yaptığını sanmış.

Oysa bu onun bir hastalığı nedeniyle olmuştur.

Nerdeyse bir öykü sayılabilecek bu olayla ilgili olarak, bir kaynaktan (Plutarco, Koşut Yaşamlar, İskender ve Sezar, Milano, 2012) aşağıdaki satırları aktarıyorum:

Kimisine göre bu çok yorulduğundan, kimisine göre ise, Cidno ırmağının buz gibi sularında yıkandığı için ortaya çıkmıştır.

Doktorların hiçbirisi onu iyileştirmeye girişemiyordu, hastalığın hiçbir ilaçla iyileşemiyeceğini, dolayısıyla başarısızlıkla sonuçlandığında, Makedonya’lıların kendilerini suçlayacağından korkuyorlardı.

Oysa (İskender’in doktoru olduğu gibi, çocukluk arkadaşı, Acarnaia’lı, Filippo (İskender’in arkadaşlarına ne denli güvendiğini göstermek amacıyla, yazar Plutarco bu olaydan sözetmiştir): 

O hastanın durumunun ağır olduğunu görüyordu ve, aralarındaki arkadaşlığa güvenerek kendisini başka çözüm olmadığından tehlikeye atıp, o durumdaki İskender’in yardımına koşmamanın yerinde olmadığını görerek, bir ilaç hazırladı ve İskender’i, savaş(abilmek)  için  bunu  içmesi  gerektiğine inandırdı.

Bu arada, Parmenione, cepheden (savaş alanından), İskender’e şunları içeren bir mektup gönderdi: Filippo konusunda kendine dikkat etmesi konusunda uyarıp şöyle diyordu:

Dario İskender’i öldürürse kendisine büyük armağanlar ve kızını da eş olarak vereceğine söz vermişti.


İskender mektubu okudu ve onu arkadaşlarından kimseye göstermeksizin yastığı altına koydu.

Filippo arkadaşlarıyla, bir  tasta ilacı getirince, İskender ona mektubu uzattı ve hiç kuşkulanmaksızın ilacı içti.

Ortada, ancak, bir tiyatroda görülecek, bir durum vardı: birisi mektubu okuyordu, öbürü ise ilacı  içiyordu; sonra birbirine bakıştılar ama aynı biçimde değil: dingin rahatlamış yüzü Filippo’ya olan sevgisini ve güvenini gösteriyordu:

Filippo ise kendisiyle ilgili bu suçlamadan dolayı öfkeden kuduruyor, bir  yandan, tanrılardan yardım diliyor, ellerini göğe kaldırıyor, bir yandan, yatağın üstüne kıvrılıp düşüyor, bir yandan da İskender’e korkmamasını, kendisine güvenmesini söylüyordu.

Bu arada ilaç, ilk anda, İskender’in gövdesini etkiledi, onun yaşam gücünü iyice kesti, öyle ki, sesi kısıldı, saçma sapan konuşmaya başladı, duyuları gerçekten sezilmez duruma geldi;

ama Filippo çarçabuk onu yaşama döndürdü ve İskender’in gücü yerine gelip Makedonya’lıların karşısına çıktı; bunlar onu görmedikçe üzüntüden kurtulamamışlardı.


-2) (A.İ.Beyhan, Tuana-Tuwana-Tyana, Ankara, Ağustos, 2005, s.66)

Halife Me’mun Tyana’da son durumu gördükten sonra Arabistan’a dönerken kardeşi Mu’tesim’le(Mutaasım’la), Toroslar’daki Şeker Pınarı’nda mola vererek eğleşmiştir. 

Ayaklarını dinlendirmek için soğuk suya sarkıtmıştır.

Canı taze meyve istemiş, postacısı hazırda olan iki sele  taze hurmayı getirmiştir.

Halife suyun içinde soğutulan hurmadan kardeşiyle birlikte çokça yemiş, üzerine buz gibi sudan kana kana içmiştir.

Ama az sonra rahatsızlanmış, ateşi yükselmiş, felç olup ölmüştür. Ölüsü (Cenazesi) Kilikia’nın (Çukurova’nın) başkenti Tarsus’a getirilip Hakman’ın evine gömülmüştür.

Standart

Yorum bırakın